Mermiler çevresinde patlarken genç bir sinema adamı geri çekilmek yerine atını ileri sürer ve Pancho Villa'nın yanına yaklaşmak için son bir fırsat kovalar. Savaşın ortasında çekim yapmak kolay değildir, üstelik yanında ne doğru düzgün bir ekipman ne de kimseye güven verecek bir plan vardır. Meksika'ya gelen bu küçük film grubu, reklam kaygısı olmadan devrimi kayda geçirmek isteyen eski film kralı D. W. Griffith'in baskısıyla yola çıkar. Harry Aiken ve Frank Thayer da Villa'nın adamlarına erişip onu ikna etmeye çalışırken, her adımda başka bir baskın, başka bir ihanet ve başka bir yanılgıyla yüz yüze gelir. Kurdukları dünya ile gerçek savaş alanı birbirine karıştıkça, çekmek istedikleri görüntülerin bedeli giderek ağırlaşır.
Cepheden cepheye savrulan ekip, bir yandan ateş altından kurtulmaya çalışır, bir yandan da Villa'nın güvenini kazanmak zorunda kalır. Pancho Villa'nın kendi hayatını canlandırmasına uzanan bu tuhaf düzenek, hem Hollywood'un hevesini hem de devrimin sertliğini aynı masaya oturtur. Antonio Banderas'ın hayat verdiği Pancho Villa, ekibin önünde sadece bir konuk değil, kimin kimi kullandığını her an değiştirebilecek bir güçtür. Frank Thayer, gerçek savaşın içinde kurmaca bir film tamamlamaya çalışırken, emirlerle vicdan arasında sıkışır. Kamera çalıştıkça çevredeki çatışma büyür, dost görünenler pazarlık yapar, yanlış anlaşılmış bir söz bile ölümcül hale gelir.
Sonunda çekilen görüntüler Amerika Birleşik Devletleri'ne ulaşacak kadar değer kazanır, ama bunu sağlayan yol kanlı ve kırılgandır. Herkesin bir anda taraf değiştirebildiği bu düzende Thayer'ın önünde tek bir soru kalır. Villa'nın hikayesini tamamlayıp tehlikeyi geride bırakmak için son kurşunların arasından çıkması mı gerekir, yoksa onu ve ekibi savaşın tam ortasında bırakacak bir karara mı razı olacaktır.